sigorta ile insan ahilik bigisi

sigorta ile insan ahilik bigisi

 İnsanlığın, ana rahmindeki yaşamına belli bir aydınlık getirme çabasına
[jinneden önce, yakanda değinmiş olsak da, İnsanlık tarihinin, Anlropo-bakımından ayrıldığı çağları çok kısa olarak bir kez daha anımsat-

yararlı olacaktır. Antropoloji bakımından genel olarak İnsanlık tarihi; l-Vılşet (Yabanıllık), 2- Barbarlık ve 3- Uygarlık çağlarına ayrılmaktadır.
Bu üç Çağın, bize daha uzak olan ilk ikisi de kendi içlerinde; “Aşağı, Orta, yutan Vahşet” ve “Aşağı, Orta, Yukarı Barbarlık” dönemlerine ayrılmakta-ıjı.Yan ile Para nın bulunması ve Devlet’in kurulması ile başlayan ve halâ içinde bulunduğumuz (?) Uygarhk Çî^’nm da, çeşitli bakımlardan birçok dö-jetnlere aynidığı bilinmektedir.
Yine yakanda, D. Ahilik, İnsancıldır; İnsan da. Erkek ve Kadındır ve Aile; Başlangıçta Anaerkildir” başlıklı bölümde belirttiğimiz gibi; L. H, Morgan" m 1877 yılında yayınladığı “Eski Toplum” adlı eserinde, insanlık tarihi 100.000 yıl olarak belirtilmiş, bu yılların dönemlere bölümü de; yabanıllık, 60; Aşağı Baıbarlık, 20; Orta ve Yukarı Barbarlık, 15 ve Uygarlık Çağı, 5 bin yıl olarak saptanmıştır. Bu genel bilgiyi anışımız, burada insanlığın ne kadar uzak geçmişim ele aldığımızı anımsatmak bakımından ayrı bir önem taşısa gerektir.
Bu ön bilgi ve anımsatmalardan sonra, konumuza geldiğimizde, ilkin şunu jöriiyomz; Ahilik gibi, temelde kesinlikle felsefecil ve son derece genel olan birkonuya; hep alıştıkları gibi bölümcül ve dar açılardan, tam bir dar görüşlülük ile bakan bazıları; gülünç düştüklerini ve durumlarını pek fena bir biçimde açıkladıklarını farketmeyip, sürekli, her çağda ve her yerde, Türkçe “Ahilik” sözcüğünü anyor ve işin kötüsü; sorarak, bunu açıklıyorlar da!
Oysa onların şunu çok iyi bilmeleri gerekir ki; yukarıda birçok kez değindiğimiz gibi Ahilik; Anadolu Selçuklu Devleti'ne gökten düşmediği gibi, burada yaşayan ve peygamber de olmayan bir kimseye vahiy olarak da gelmemişten yakın olarak, örgütlenme bakımından, Abbasî Halifeliği’nden gelm’tş-lir ve Türkçe Ahilik sözcüğünün, bir önceki ve doğal olarak, Arapça olan adı ise; ‘Tütüvvet’Tir. Peki, Türk “Ahilik Kurumu”; kısmen olsun, Arap “Fütüv-vet Kurumu”ndan dönüşüyor da, “Fülüvvet” sözcüğü, başka dildeki başka sözcüklerden hem de peşi peşine, neden
şuna kadar, geçmişine uzanıyoruz. Ancak, burada işimiz daha başlan “önyargılardan kaynaklanan”, oldukça büyük bir güçlükle karşılaşıyo/?' önyargılardan kaynaklanan güçlük, öncelikle; “Komün, Komün Gücü” " lerinden ileri geliyor.
OSMAN NURİ ERGİN’İN “KOMÜN” ÜZERİNE ÇOK DEĞERLİ AÇIKLAMALARI
O bakımdan, terim üzerine, elden geldiğince kı.sa bir açıklama yapı^j mız gerekiyor.
tUdn; Komün’ün; Sosyalizm, İlkel Sosyalizm ya da Komünizm ile ilgili o|^ duğu açıktır. Ancak; Komünizm, Sosyalizm, özellikle de. Bilimsel Sosyalian-bilindiği gibi, 19. yüzyılın bir Düşünce ürünü ve bir İdeoloji’dir, bir İdeolo. ji’nin adıdır. “Komün” ise, ne Düşünce, ne de İdeoloji’dir. Komün,insanlığu çok uzak geçmişinden başlayarak, kimi aşamalarla, bir toplum biçimi yad, toplumsal biçim olarak yaşanmış bir gerçekliktir.
Değerli bilim adamımız, Osman Nuri Ergin, son olarak 1995 yılmdaİst®. bul Büyükşehir Belediyesi tarafından, dönemin Belediye Başkanı Recep Tayip Erdoğan’ın “Sunuş” yazısını da içererek, yeni harflerle yayınlanan; “Mecelki Umûr-ı Belediyye” adlı dokuz ciltlik, çok hacimli ve değerli eserinde. “Ko. mün”e çok geniş yer vermiştir. Eserin, I. Cildinde, “Birinci Kısım: Memâli. i Garbiyye TeşkUât-ı Belediyyesi” başlıklı, 1. Bölümü, “Birinci Bap: Birinci Fasıl: Belde ve Hukûk-ı Belde” başlığı ile başlıyor. Bu faslın da ilkaltbaşh-ğı: “1- Belde (cit6)”dir.
Bilindiği gibi, ilk çağda, bağımsız “Site”ler vardı ve bunlar o zamamndev letleri durumunda idiler. Bunlar ilkel “Topluluk”lardan oluşuyordu. Bir adlan da Komün idi. O. S. Ergin, “Belde (Site)”den başlayarak şu açıklamayı yapı yor: “Ezmine-i kadîmede (çok eski zamanlarda) belde; bir devletin başbbeldelerinden farklı menfaatlara sahip olarak bir sur dahilinde yaşayan kavım heyet-i mecmuasından (topluluğundan; sg) müteşekkil bir hükümet veya» huriyet idi (..). Atina’da belde; yalnız soylular, yöneticiler ve ruhbândaniba ret idi. Bilâhare bazı istisnââttan kat’uan-nazar belde, ‘Attika’ kıt asmdamr tevellid (doğmuş; sg) bir ana ve bir babadan doğma bilcümle Atinalılan ihtiva eder oldu (..).
İsparta’da ‘Hemşehriler Heyeti’ plononez fatihlerinin emsâlinden olaı ‘Doriyen’ ırkına mensup Ispartalılara inhisiu etmişti (..). Roma, Yunanlılara atîk (eski; sg) belde mefkuresini kısmen kuvveden fiile isal eylediği içindûD-yanın en mutena beldesi (..) gibi telâkki olunabilir. Yani Roma hür, dâire-iifr zibat ve intizama alınmış ve cihâna hâkim bir belde olmuştur (..). Site ta bın-nin hâlen yürürlükte olduğu yegâne memleket İngiltere’dir” (220)
220- Osman Nuri Ergin, Meceiie-i Umûr-ı Beiediyye, İstanbul Büyükşehir Belediye Yay, 1995, İstanbul, 1. Cilt. s. 33-37.
Belediye Teşküâtuun Safahât-ı Tekâmülü (Gelişme aşama-bölümü; “Birinci Devre Roma Munisipleri” alt başlığı ile
Q fj. Ergin, “Komün” konusuna şu başlık ile giriyor ve şöyle devam edi-^^•(İçiiııcö Devre; Devre-i İntibâh Yahut ‘Komün’lerin Devr-i İ’tilâ ve İn-jjjjj'(Yükseliş ve Düşüş Devri; sg); Kanunların nüfuzunu istirkâb etmek (en-^llfiııek: sg)istemiş olan hevesât-ı beşeriyye hiçbir vakit sağlam bir müesse-vücuda getirememiştir (..). Asıizâdegân (soylular; sg) ile avâm arasındaki iBİinisebet ve kuvâ iyi bir surette tayin ve tefrik edilmemişti (..).
Bu iarihlerden sonra her şey komünün inkişâfına (gelişmesine; sg) yardım (Bilişti(İs. İOOO 1er). Yarım asır zarfında (961-1002) şimâlî İtalya komünler-fcdoldu ve bunlar o derece kuvvet peydâ ettiler ki bilâhare kendilerine karşı iBiılıisffli bir vaziyet almış olan imparatorlarla büyük mücâdelelerde bulundular"®.
0. N, Ergin; “Belde” (Komün)’nin, ekonomik olduğu kadar, Ortaçağda, ialkuı özgürlüğünü kazanmasının örgütü olduğunu da anlatıyor ve şöyle devam ediyor: “Mağlup olan derebeylik hürriyetin harikaları karşısında hümıet-keğilmeye mecbur oldu. Birçok mağrur baronlar kulelerinden çıkıp isimlerinin belediye siciline kaydedilmesini talep etmeye başladı. Böyle bir inkişaf şüphesiz devamlı olamazdı”(223).
Değerli araştıncının, komünlerin tarihöncesindeki kökleri ile değil. Ortaçağ Avnıpa komünleri ile ilgilendiği açıktır. Bu hiç şaşırtıcı değildir. Çünkü “Koidİİd” sözcüğü, Fransızca’dan alınmadır ve Ansiklopedide de, "Komün” sözcüğünün karşısında şu tanımlama yapılmaktadır; “(İr. commune). Fransız idari örgütlenmesinin temelini meydana getiren, tüzel kişiliğe salıip, merkezden bağımsız toprak ortaklığı”(22'*).Aynı maddede, burada anlattıklarımızı destekleyen, bir buçuk sayfa kadar bilgi verilmekte ise de, yerimiz bakımından, kısa tanımı almakla
Almümızdan da görüldüğü gibi durum pek açıktır. Hattâ, Maıks ve de bu sözcüğü, buradan almış olduklannı rahatlıkla söyleyebiliriz.
rihöncesiiıde böyle bir terimin kullanıldığı herhangi bir kaynakt
lüdür; sg). Flaman beldelerinin teşkilâtına müteallik en doğru rivayet, Normandlann mütemâdi tecavüzlerinden tehaffuz (sürekli saldınlanndan J runmak; sg) için inşâ ettikleri melce’ler gösterilebilir. Sâlifü’z-zikr rivâyjj (yukarıda andığımız haber; sg) bu beldelerin emlâk ashâbı ve hürriyet tarafı^, lan olan eşhas ile iskân edilmiş olduğunu kolaylıkla izah eder (..).
Maahâzâ (Bununla birlikte; sg) komünler ancak İyi Şari’ın (..) vefatınıjjj sonra siyaset sahnesine dahil olabildiler (1127). Bu hükümdarlar (1ar? sgj^. lisede maiyyeti tarafından katledilmiş fakat ahali onun intikamını parlak i),, surette almıştı (..). Bu devrede Flaman komünleri Avmpa’mn en mühim kitle, i siyasiyyesinden birisini teşkil ediyordu (..). Dokumacılar, boyacılar, komis. yoncular, balıkçılar velhasıl bütün erbab-ı sanatm ayn ayn birer nizamname, leri, müntehap reisleri, bayraklan ve polisleri mevcut idi (..).
Fransa krallığının tâbii ve kralın ayanından addedilen Flander kontu memlekete yegâne hakim olup Flanderin kuvâ-yı teşriiye, icraiye, adliye ve asken-yesini; komünün iştiraki ve tarafeynin de aynı hukuka nailiyeti şartıyla idare ederdi (..). Bunun diktatörlüğü zamanında Gent şehrinin ahalisi üç smıfaiak-sim edilmişti; 1- İrad sahipleri, 2- Büyük dokumacılar, 3- EUi iki diğerküçük esnaf’ (225)_
Ortaçağ Felemenk Komünleri’nin; hemen aynı tarihlerde, Selçuklular döneminin çok önemli gerçeği olan “Ahi Zaviyeleri” ile ne kadar örtüştüğü,herhalde okuyucunun gözünden kaçmamaktadır. Bu bakımdan; Fütüvvemamele-rin, örneğin Burgâzî fütüvvetnamesi’nde belirtildiği gibi, “Ahinün gerek km onsekiz dirhem gümüş sermâyesi ola, ayruk (daha fazla; sg) olmaya" ilkesi de; toplum düzenine dikkat yönünden, önemle anımsanmalıda.
O.N. Ergin’in, alıntılar yaptığımız eseri, her biri beşyüz küsur sayfalık dokuz ciltten meydana geliyor. “Komün” konusu, pekçok ciltte yüzlerce sayfa denecek kadar geniş yer tutuyor. Doğrusu, şaşmamak elimizden gelmiyor:Değerli bilimcimiz Ergin, hiç çekinmeden, hiçbir şeye aldırmadan, herhangibiı açıklama yapmaya gerek de görmeden; bu sayfalar dolusu bölümlerde, sürel-li “Komün”den söz ediyor. Acaba onun bu tutumunun da etkisiyle mi; kimse de; “Şu adama bakın, ne yapıyor; ‘Komünizm’i sempatik gösterebilecekhıı konudan; sayfalar dolusu, hem de sevecenlikle s^H||hkPr, vb. demiyor!..
225- 0. N. Ergin, 1995, 1. Cilt. s. 83-85.
pn H. KIVILCIMLI, TOPLUM BİÇİMLERİ VE • KOMÜN; KAMU” ÜZERİNE DİYOR Kİ;
tarihöncesinden, burada yeterince gördüğümüz, Ortaçağ Komü-kadar; çağdan çağa, özelikle de, toplumdan topluma, hattâ, bi-ve bilimciden bilimciye, değişik adlar alır. Örneğin, Burjuva bi-
İdinde y"''Sosyoloji’de ona; “Klan” denir. Antropolojide, başlıca, b^'^ggin, Lewis Henry Morgan ve daha birçokları ona, “Gens” demişler-Kıvılcımlı, Türkçe’den de alarak; “Kan” demiştir, jıı anışurmamızda, ‘Tarihöncesi”ne uzanmakta olduğumuzu, çahşmamı-jjjaha en başında bildirmiş bulunuyoruz. “Tarihöncesi”nin gerçeği ve man-
‘Tarih”, dolayısıyla, “Uygarlık” döneminin, gerçeği ve mantığı ile ' 'Çİnde bulunuyor.
İnanlık; “Yazdı Tarih” dönemine geçmekle, “Yazısız; Tarihöncesi”nin l^tı bütün değerlerini tersyüz etmeye, o geçmişini elden geldiğince unut-nuya girişmiş; sonra da, artık yeni değerleri ile taban tabana zıt olan bu geç-jiji,insanlığın bu masum ve tertemiz “Çocukluk dönemini” aşağılamak, düş-lun ve korkunç göstermek için elinden geleni yapmıştır ve bu olumsuz çaba-jnı bugün de elinden geldiğince eksiksiz olarak sürdürmektedir.
Böyle, harcıalem olmayıp, tepeden tırnağa, yepyeni bir alanda yapılan bir jıaştuma, kuşkusuz, insanlığın daima en uzaklarına bakanlar tarafından yapılacaktı, öyle de olmuştur. Türkiye’de bu konu, en azından günümüzde ilk olarak,
Myiik bilginimiz. Dr. Hikmet Kıvücımlı tarafından, K. Maıks'ın Grundrisse ad-lıeseri kaynak alınarak yapılmıştır. Biz de konuyu Dr. H. Kıvılcımlı’nın ese-linden izleyeceğiz.
Dr. H. Kıvılcımlı, bu konuyu en geniş olarak, ‘Toplum Biçimlerinin Geli-şkd" adlı eserinde ele almış ve son derece verimli ve ilginç sonuçlara varmış-tır(226). Hemen belirtelim ki, Marks’ın, “Grundrisse” adlı eseri de, Kıvılcım-b nın, elimizdeki andığımız eseri de; hiçbir açıklama yapmaksızın, doğrudan, “Mülkiyet” üzerine araştırmalarla başlar ve epey sonra, açıkça, “Toplum Biçimleri" konusuna gelir. Bu yöntem son derece doğrudur, çünkü Toplum Bi-çimleri'nin. Mülkiyet Biçimleri ile ayrılmaz birlikteliği apaçıktır.
Dr. H. Kıvılcımlı’nın elimizdeki eserinin 23. sayfasında, “Mülkiyet Nedir?” başlığı altında; bezirgan uygarlığı ve kapitalist toplumun, birçok mülkiyet işlemleri ile uğraştığına değinildikten sonra; “Marks, mülkiyetin bu üst-ya-pıkarakterlerine fazla önem vermez” deniyor.sigorta