sigorta ile insan ahilik bigilerimiz
mi hiç bulunmadığı ve görülmediği uzun çağlar yaşanmıştır. O çağların da MÜLKİYET ilişkisi vardı. Ona ‘ORTAK MÜLKİYET’ adı verilir” diyerj|, devam ediyor.Aynı bölümde yer alan, II. başlık; “Mülkiyet Biçimleri: Ortak Miilldyet. Özel MüUdyef’tir ve burada, iki mülkiyet biçimini de kısaca tanımladıktaj, sonra, “Hangi biçimde olursa olsun, bütün mülkiyet ilişkilerinin kökü ve ana sı ilk insan topluluğunun yaşadığı ORTAK MÜLKİYET’tir” diyerek şöyle de, vam ediyor:
“Böyle bir toplumda üreme ve yaşama şartlarını benimsemek, o şartlarasa-hip çıkmak da ister istemez toptan ve herkes için ortak bir davranış olur. Bu davranışla, yani ortak mülkiyet ilişkileri içinde faaliyet gösteren toplum biçi. mine KOMÜN (Kamu düzeni) adı verilir” (227)
III.başlık; “Ortak Mülkiyet Nedir?” sorusunu açıklamak üzere “KOMÜN MÜLKİYETİ yahut KOLLEKTİF MÜLKİYET tarihte ne zaman, nasıl başla-dı?” diye soruyor ve: “Ne denh derinlere gidilirse gidilsin, başlangıçtaki iH Komünün ne olduğu, nerede naısıl doğduğu karanlıktan kurtulanuyor” diyor ve “İlk insan koUektif mülkiyet davramşhdır; Komün durumunda yaşamıştır" açıklamasını yaparak şöyle devam ediyor:
“Ondan sonra İlkel Komün olduğu gibi kalmıyor. Ta modem kapitalisı mülkiyetinde kesin biçimini alan özel mülkiyete dek sayısız değişiklikler geçiriyor. Bütün bu değişiklikler hep ortak mülkiyetin başından geçenlerdir. Ortak mülkiyet neden ve nasıl özel mülkiyete doğru basamak basamak gelişti? Bunu, herkesten çok Marks ve Engels, bilimcil yoldan araştınp incelediler."
IV.Başlık şöyle: “Ortak Mülkiyet Üretimin Ürünüdür”. Dr. H. Kıvılcımlı şöyle diyor: “Her toplumda her kişi, her zaman içinde doğup büyüdüğü sosyal şartların ürünüdür. Ama, hele ilkel Komün kişisi: kendi kişiliğini yalnız toplumla değil, tabiatla bile kaynaşmış birleşmiş durumda sayan bir varlıktır”.
V.Başlık da şöyle: “Ortak Mülkiyet Üretimle Birlikte Değişir" Dr.H.Kıvılcımh burada şöyle bir genel tarih açıklaması yapıyor: “İnsanoğlunun VAHŞET çağı (veya kaba cilâsız yahut yontmataş çağı: Paleolitik; eski taş çağı) yüzbinlerce yıl sürdü. BARBARLEK çağı (veya cilâlı taş çağı: Neolitik. Yeni taş çağı) onbinlerce yü sürdü. Bu iki çağla tarihöncesi bitti. Ardm-dan gelen MEDENİYET çağı binlerce yıl sürdü. Bütün bu çağlar boyunca insan yığınları için ağır basan mülkiyet biçimi, hep ORTAK MÜLKİYET biçimi olmaktan çıkamadı”.
227- Dr. H. Kıvılcımlı, 1970. s. 28.
...fleçici’ veya ‘Oynak’ Ortak Mülkiyet”. Şöyle diyor: “Bu «ilktaense’inde: al’origine) saydığı toprak mülkiyeli
Bu tas-
pjiif- jiij (menşe’inde: a rongme; sayuıgı lopıaı^ nıuııuyeli ola-# ^'"^a&ndan kalma derleme üretim yordamını da içine almış. Aşağı İlk konaklarına dek hep bir arada gözden geçirir. Çünkü, 1858 yı-biçimleriyle mülkiyet kalıntıları yeryüzünde yanya-(birliktevaroluş: coexistance halinde) yaşıyorlardı (..). lanı biçimlerinin hepsindeki mülkiyet ilişkileri üzerine Marks’ın şöyle özetleniyor: ‘Kabile topluluğu (La Communaute Tribal), ■^"^tcııııito' toprağı (gelgeç olarak) benimsemenin ve ortakça kullanmanın gibi değil ön şartı gibi görünür...(..).
*|-jl;s()Zİe, bu çağlarda üretim ve mülkiyet şartları toplumdan önce gelme-,jjf loplunı ve komün (üretim-mülkiyet) şartlarından önce gelmiştir(..)”.
Başlık: “Avcı Komünde Oynak Ortak Mülkiyet”. Kıvılcımlı şöyle di-"Ozamana kadar, yeryüzünün hiçbir yerinde ‘saf Avcı’ bir toplum kal-^ığı için, Avcıların ortak toprak mülkiyeti üstüne yürütülebilecek soyut jujjt sonuçları ile yetinmek, ister istemez bir zorunluktur”(228),
XIX. Başlık; “Despotik Komün”. Bilginimiz bu başlıkta ilkin, “Aym kökten pbfflş AsyalI DESPOTİK ortak mülkiyet biçimi ile Romalı DEMOKRATİK jut mülkiyet biçimi arasındaki başlıca farkları araştırıyor. “Asya Despotlu-fijKİa kişiye Komün aracılığı ile toprak ‘tefviz’ edilmiştir (verilmiştir; sg). Soma loplumunda gene kişiye Kent, yani Komün aracılığı ile toprak ‘tahsis’ (üilmiftir(aynlmıştu-; sg). Tefviz ve tahsis edilmek bakımından fark yoktur (..). Komün ile kişi arasındaki ilişkiler, Asyalı tiple Romalı tip için ikinci bir M daha yaratıyor. Marks’a göre: 1- Asyah kişi; ‘topluluk cevheri içinde tabii biryer tutar. Falan Kabilenin filân Kanı, feşmekân topraklar üzerine kişileri aileleriyle birlikte yerleştirip sahip çıkartmıştır. 2- Romalı kişi; tabi-ıKâbile ve KJân içindeki organik durumuyla değil, İKAMETGÂHI (konutu) ile toprağa yerleşip sahip çıkmıştır (..).
fîıgels 'Ailenin ve ilh. Menşei’ etüdünde pek duruca anlatıyor. Kent ku-lulduktan sonra her Kabile ve Kan içinde sosyal farklılaşma başladı (..). Başta başka Kabile ve Kan teşkilâtlarından birtakım kişiler sivrildiler. Üst dumm-da ekonomik imtiyazlarını savunmak için aralarından ‘DESPOTLAR’ çıkardılar (..). Kanın kendi kendisini savunacak cihazı olmayınca zorbalar DEV-LETteşkilâtını kurup başa geçtiler. Devlet için artık Kabile ve Kan yerleşimleri de^, İKAMETGÂH yerleşmeleri önemli oldu. KabUe değU, MAHALLE ve SOKAK teşkilâtı doğdu (..).
Bu prose, bizim Osmanlı topluluğunun MİRÎTOPRAK’iarında bir yol daha lekrarlanacak olan Antik Tarih şeklidir. Osmanlılarm DİRLİK DÜZENİ
zamanında ÇÎFT0 yahut REAYA adını alan kişi, toprağın mülkiye, besine) değil, TASARRUFUNA sahip çıkar. KESİM DÜZENİ '
toprak üzerindeki TASARRUF haklan, çiftçilerin ellerinden alınıp, cı (Kesimci) denilen beylerle tefeci-bezirgânlann ellerine verildi (..y ^
XX. Başlık: “Mülkiyetin Gelişiminde İki Kanun”. Şöyle diyor; “Biıinej,, nun; Komünün temeli Tarımdır. Tarım üretiminde ‘KOLLEKTİF EMEK’^ basarsa, ORTAK MÜLKİYET te ağır basar.Tersine, tarımda kollekiif denli az ağır basarsa, KİŞÎCİL MÜLKİYET o denli çok ağır basar („),
ikinci Kanun; Birinci Kanun daha çok (yalnız ve sırf değil, orantı bakiıtı^ dan daha çok), toplumun ekonomi temelinde Marksizm’in yaratıcı güç sayj, ğı başlıca dört üretici güçten, CANSIZ ve OBJEKTİF olan ikisine bağlıdır, COĞRAFYA Üretici Gücü; (..). 2- TEKNİK Üretici Güç: (..).
İkinci Kanun daha çok ve doğrudan doğruya CANLI ve İNSANCIL (siH). jektif) sayılabilecek öteki iki üretici güce bağlıdır. Onlar da: 3- İNSAN % TİCİ GÜCÜ (KOLLEKTİF AKSİYON) dur. 4- TARİH ÜRETİCİ GÜCÜ (GELENEK ve GÖRENEKLER)’dir.
Elbet bu dört üretici gücün hepsi. Antik Medeniyetlerin temelini atanÎA. RIM üretim yordamı üzerinde toptan ve birlikte rol oynadılar. Örneğin, Tari-höncesinde Yukan Barbarhk konağının bir KAHRAMANLIK ÇAĞI olş, DEMİR kılıç sayesinde göklere çıktı” (^29)
XXIII.Başlık: ‘Toplumun Tarihcil Basamaklan”. Bu başlıkta şunlan belirtiyor: 1- KOMÜN’ün belirttiği emek; İlkel Kentin sının içinde Medeniyetin doğuş konağıdır. 2- KOMÜNLER BÎRLÎĞİ’nin belirttiği emek; Kentleno açılmaya başladığı sırada Medeniyetin Kentlerarası imparatorluklar konağıdır, 3- BAĞIMSIZ ÖZEL TASARRUF SAHÎBİ’nin belirttiği emek: TarihcilDev-rimler üzerine doğmuş Medeniyet rönesanslan konağıdır (..).
XXIV.Başlık: Birinci Basamak: ‘Tamum Keşfi”. Yazar şöyle diyor. “Marks, özellikle yazılı belgelere giren Grek toplumunda, bu basamağı vebı basamağa karşılık düşen sosyal biçimlenmeleri hiç kaçırmamıştır(..). Bizim Anadolu’da halâ sürüp giden ‘İMECE’ geleneğini Roma ortak mülkiyetiliy-kilerinin kalıntılarında buluyoruz; ‘Romalı Kan gmplan(Gentes)kanalaaba-Ilgından ibaret değildi. Çiçeron, aile adım anarken, döl çizisinin hür adamdan indiğini not eder. Romalı Kan (gens) üyelerinin SACRA’ları vardı; ama bunlar Çiçeron’un gününde büsbütün ortadan kalkmıştı (..)-
Kanlar bir çeşit Loncalar (Gild) idiler. Kadîm dünyadaki akraba gruplan nın bundan daha genel bir örgütü yoktu (..)’.
229- Dr. H. Kıvılcımlı, 1970. s. 94-106
A hiç kimsenin kişi muiKu uegiı, uıuugu gıu.
Yani, İslâmlıktaki Kur’an deyimiyle ‘MÜLK TAN-|ıi'''!^gunda kimsenin şüphesi olamaz” ^^^0)
f gj,4,h. “İnsancıl Üretici Güçlerin Önemi”. Şöyle diyor. “Toplum iUdn ‘TABİATÇIL’ (Doğal) biçimdeydiler. Bu tabi-
Marks’a göre,
biçiminde, Idşi ile üretim şartlan bir tek vücuttu. Bu tek vücuda deniyordu. KOMÜN, en ilk Üretici Güçler’in başıdır. Onu ^ içinde kavramadıkça, üretici güçler üzerine söylenecek bü-
i*lç, Skolâstikten kurtulamaz (..)”.
^\[)iVlll-Başlık; “Somut Kişi Gücü”. Şöyle diyor. “Ancak, Antik toplu-ıltelKomün çağında işler bambaşka türlü idi. İnsanlar anadan doğma fvlit. Doğru Komün üyesiydüer. İçlerinden hiç birisi, ötekinden erişile-^çfcfkkertede daha ayık, yahut daha becerikli veya bilgili değildi. Hepsinin '4B(ieise,hiÇbir tek üye, kendisinin toplum dışında var olabileceğini aklının çından bile geçiremiyordu.
Öyle bir toplumda ‘BÜYÜK ADAM’ çıkamazdı. Komün, büyük adamın jitiıne kibrit suyu dökmüştü. İlkel Komünde yaratıcı, yahut yıkıcı büyük ‘KİŞİ’ jilamıyordiye insanlık yerinde mi sayacaktı? Yok öyle şey tarihte (..). Ancak, BÛiUKKİŞİ' bulunmayan Antik toplumda, evrimleri ve devrimler! yapacak jeneinsancıl bir güç gerekti. Bu ne olabilirdi?.. Canlı Komün.
XXXD(. Başlık; “Somut Komün (Kamu; sg) Gücü”.
" Maıks şunu belirtiyor; ‘Komün, aynı zamanda kendi diyalektiği ile, fu-tolaşmave ilh. yoluyla değişebilir; özellikle savaş yoluyla; fütuhat yoluyla Jeğişebilir, savaşın ve fütuhatın etkisi örneğin Roma’da, Komünün esaslı eko-ranikşartlan arasında sayılır, ve Komünün üzerine yaslandığı gerçek bağı yılar ve tahrip eder.’ (..).
Arkeoloji gösteriyor. Değil Orta-Çağlarda, en yüce Antik Medeniyetlerde He, pek orijinal sayılan keşiflerin başlıcaları, hep o Fırat-Dicle ağızlarının batağı içinde 30-40 metre derine gömülüp unutulmuş Sümerler toplumunda bu-lıınmuştur {..). Demek tek başına teknik üretici güç (âlet), mülkiyetin şu veya H biçimi almasına yetmemiştir. Marks da, tekniği Tanrılaştıracak öyle bir kavrama yer vermiyor. ‘USTALIK GÜCÜ’ diyor”
XLI. Başlık:“Sosyal Diyalektikte Birinci Term
(Komün Kandaşlığımn înkân; Kölelik-Serflik)
"Kişinin kamu ortak mülkiyetinden ayrı, ona zıt ve düşman, onu yok eden bırmülkiyete sahip olması Kadîm dünya için basit ve olağtm bir şey değildi (..).sigorta
